29 Şubat 2008 Cuma

bir ruh yakıştıramıyorum bu bedene

Yürüyorum
Yolumu kesen bir yaşlı kadın
Ellerindeki çiçekleri bana uzatıyor
Gülümsüyorum kibarca, “Teşekkür ederim, istemiyorum...”
“Allah sahibine bağışlasın” diyor
Tepem atıyor
Hâlbuki lafın gelişi

Yüz adım daha atıyorum
Bir banka oturuyorum
Yanımda bir yaşlı kadın
“Pek de güzelsin, Allah sahibine bağışlasın”
Somurtuyorum
Kalkıyorum sinirlenerek

Nedir yaşlı kadınlarla alıp veremediğim diye soruyorum kendime
Evet, yaşlanma fobim olabilir ama bununla bir ilgisi yok
Sinirleniyorum...
Ne demek “sahibine bağışlasın”!
Bıdı bıdı feminist bir yazı karalamak da değil amacım

Ben daha kendime bile sahip çıkamazken, neden başkası bana sahip çıksın?
Ya da kendimi bulmaya çalışıyorken niye bir sahibim olsun?
Tüm uğraşım kendi kendime ait olabilmeyi başarmakken,
Attığım her adım biraz daha bağımsız olabilmek adınayken
En sevdiğimi bile, onun mutluluğu için bırakabiliyorken
Neyin, kimin sahibi?

Ben kendi savaşımdayken, niye sahip çıkmıyor bu sahibim bana!

Teyzeler, size sesleniyorum: Bir sahip aranıyorsa eğer, o da yine benim!
Kim en başından beri yanımda ki benim, kim tüm gelgitlerime rağmen başından sonuna kadar benim yanımda? Yine ben...
Aidiyet yoksunluğu büyütüyorum içimde
Hiçbir yere ya da hiç kimseye ait hissetmiyorum kendimi
Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne aileme
Yalnız ben varım, en başından beri
İçimden bazı parçalar birilerine ait yalnızca
Bir parçam deli gibi aşık olduğum adama...
Bir parçam dostuma...
Ama bütünün sahibi yine benim!
Görmediğim bir varlık da değil...
Tepemin tasını attırmasınlar benim :)

Daha küçücükken öğrendim, en sevdiğim oyuncakları, en sevdiğim arkadaşlarıma vermeyi... Düşündüm ki, en sevdiğim oyuncaklarımdan ayrılmak beni olgunlaştırır, büyürüm zamanla. Hem, onlaron mutluluğu için en sevdiğim şeylerden vazgeçmeye değerdi...

Yıllar geçti, bir şey değişmedi, hâlâ aynı miniğim...







1 yorum:

Adsız dedi ki...

Germisler seni. Sole bir sarilip kemiklerini kuturdeteydim, bisicigin kalmazdi.