
"Yüzü yağmurla bıçaklanmış bir sonbahardı" basitliğiyle, gerisin geriye çekilirken boz örtüler altında İstanbul, beni hırpalayanlar topu topu üç beş adamdı... Belki çok dinlediğim bir david bowie şarkısı belki ayaklarımın ucuna yanarak düşen son meteor gibi tek bir sevgili kellesi,
belki de göğsümün orta yerinde, çatırdayarak yıkılan karanlık bir sis perdesi; bu yaşanmamalıydı, beni hırpalayanlar topu topu üç beş adamdı...
belki de göğsümün orta yerinde, çatırdayarak yıkılan karanlık bir sis perdesi; bu yaşanmamalıydı, beni hırpalayanlar topu topu üç beş adamdı...
Şunu bilmeni isterim, seni bu şehirde artık seven kalmadı, yani terk edenle birlikte genel bir suskunluk meselesi, yolların kemikleri kırık, yolların verecekleri yeni sözlere inanacak olan yok, yolları ancak kendilerini kesen yollar anlar, ömür boyu yolcu denmez ya bir insana, onun da bir adresi vardır bir gün şüphesiz hatırlanılacak, onun da belki çok dinlediği bir david bowie şarkısı, önemsenebilecek bir gururu, bir bahanesi, onun da ağlayacak birkaç özel dakikası vardır...
"Yüzü yağmurla bıçaklanmış bir sonbahardı", gerisin geriye çekilirken boz örtüler altında istanbul, rakılara akşam akrep gibi inerken, nihavent makamı eserken rüzgâr, kimseyi lanetleyecek değilim,
çünkü, beni hırpalayanlar topu topu üç beş böcekti, çocuktu, huysuzdu, hepsi de bana benzeyebilecek kadar aptaldı.
Küçük İskender
hep "minnak" olarak kalacak Nil'e binlerce teşekkürle..
peki ben seni nasıl seviyorum!
nasıl nasıl nasıL!
öpücüüük
hep böyle kalmaya...
H2O2 dedi ki...
Blogunun başlığına tüm kalbimle katılıyorum. Ancak bir çocuk ne aradığını ya da istediğini bilecek zihin dinginliğine ve berraklığına sahiptir.
Blogunun başlığına tüm kalbimle katılıyorum. Ancak bir çocuk ne aradığını ya da istediğini bilecek zihin dinginliğine ve berraklığına sahiptir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder