19 Ekim 2007 Cuma

yarın oldu



bütün bu insanlar dostlarıydı. Tıpkı bu kahve, bu ağlar, bu duvara dayalı direkler, biraz ilerideki cami, çeşme gibi, hepsi dostuydular. (...) Fakat bugün Mümtaz sevincinde yalnızdı ve bu hep böyle olacaktı. Yarın ıstıraplarında yalnız kalacak. Bütün tanıdıkları, dostları için bir muamma, bir meçhul. Yahut hayatın kenarına fırlamış bir rakam olacak, öbürsü gün öldüğü zaman da yalnız ölecekti.

ahmet hamdi tanpınar / huzur

onca nedenimiz varken



onca neden varken,

ve tam sırası gelmişken...

hiçbir şey yapmamış
ve
susmuşuzdur
nil'e*


16 Ekim 2007 Salı

yaşantı milyoneri olamamak


Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiçbir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum. Ha-ha
Oğuz Atay / Tehlikeli oyunlar

bu dünyadan olmayan bir güvence olabilir mi bu?

when someone loves you,
the way they say your name is different
you know that,
your name would be in safe in their mounth.
nil'e*

12 Ekim 2007 Cuma

işte benim aşk tanımım (2)

nil dedi ki...
her zaman mükemmel olmadığını biliyorum...tonlarca problemin,kusurun,eksikliğin... problemlerini tercih ediyorum, hatalarını seviyorum...
ben sadece güzel olanı görürüm, gerisini de kendim hallederim!
( normal bir erkek bunları duyduktan sonra onun peşinden.. ama ben kımıldayamadım!)
...

gidiyorummmmmmm

İstanbul'dan sıkıldım. İstanbul bana fazla geliyor.
Çekemiyorum, duramıyorum, nefes alamıyorum.
Kısa süreliğine ayrılmaya karar verdim İstanbul'dan. İstanbul'u terk ediyorum, tıpış tıpış döneceğim ama 10 gün sonra. Sıkıldım İstanbul'dan, her yer, her şey fazla geliyor. Kaçıyorum. Döndüğümde özlemiş olmak için İstanbul'u. Nefes almaya ihtiyacım var. Tanımadığım yerler, tanımadığım insanlar arasında kendimi yabancı gibi hissedip yeniden kendimi bulmam lazım.

Sırt çantamı hazırladım. 7.5 kilo tosuncuk bir çantam var artık. Küçük bir rota çizdim kendime, Hamburg-Prag-Viyana-Berlin-Hanover. Prag öncesi kendimi Kafka'nın kollarına bıraktım. Kendi boyumda kuklalar beğenip, onları taşıyamayacağımı bilerek hüzünlenmek sonra da şirin mi şirin minik bir kukla almak istiyorum kendime. =) Prag'dan ayrılırken Çek köylerine uğramayı unutmayacağım tavsiye üzerine. Bu arada Çek vizemiz yok, ama yine de girebiliriz diye umuyorum =)))

Kendimi tren yollarına bırakıyorum. =) Birlikte çok eğleneceğimizden emin olduğum bir arkadaşımı da sürüklüyorum Almanya'dan. Yolculuğuma da Tehlikeli Oyunlar eşlik edecek. Niloş'un sözünü dinleyip hazırladım pembe fosforlu kalemimi. Nilcim, geldiğimde blogunu yazılarla donatmış ol. Ama bir ölçüsü olsun, kötü kötü bakarım sonra. Hmm... Ölçüsü de... Beni imrendirecek kadar güzel, aklımı yitirmeme sebep olacak kadar muhteşem, görünce yerimde zıpzıp coşacak kadar çok ama kıskandırmayacak kadar az yazı yazmanı bekliyorum senden. :D

Sevgiler
Leyla

nil dedi ki...
ve bu kız alır başını gider...

"iyi, bir yanıyla rahatsız edicidir"


Ben, kabuslar gördüm ancak siz onları gerçek yaptınız....
Franz Kafka

I feel unsafe

Help, I have done it again

I have been here many times before
Hurt myself again today
And, the worst part is there's no-one else to blame
Be my friend Hold me, wrap me up, Unfold me
I am small and needy
Warm me up and breathe me
Ouch! I have lost myself again
Lost myself and
I am nowhere else to be found,
I think that I might break
Lost myself again and
I feel unsafe
sia / breathe me

acıdan kaçınmanın acısı

dünyanın acılarından uzak tutabilirsin kendini,
böyle yapmakta özgürsün
ve senin doğana kalmıştır bu,
ama kaçınabileceğin bir acı varsa
işte bu da
belki bu kendini uzak tutuştur
.
Franz Kafka

dayanak'tan özgürleşen ruhlar

bir dayanak


olmaktan çıkınca özgürleşir ruh ancak.
Franz Kafka

içim, delik deşik


sen bir bıçaksın
ve
ben hiç durmadan içimi deşiyorum o bıçakla
.
Franz Kafka

benim adım: Frank

Frank yaşayamaz, yaşama gücü olmadığından yaşayamaz. Esenliğe kavuşamayacaktır. Frank, çok sürmez, ölür, bak görürsünüz. Hepimizde bir yaşama gücü vardır, görünüşe kapılırız, yalana sığınırız bizler, olaylara göz yumabiliriz, iyimser ya da kötümserliğe başvurabiliriz zaman zaman, bir kanıyı savunabiliriz hiç değilse. Ama o sığınmaz bu türlü koruyucu nesnelere. Yalan söylemek elinden gelmez ilkin, beceremez ki... Sarhoş olmayı da beceremez. Sığınacak, başvuracak hiçbir aracı yok elinde. Bizim korunabileceğimiz şeyler onda olmadığından hırpalanıyor ya böylesine. Giyinik insanların arasında çırılçıplak dolaşan biridir o. İster iyilik, ister kötülük olsun, yaşamına yardımcı olacak nesnelerden yoksun olunca, kendi başına bir varoluşçuluk oluyor onunkisi. Kahramanlıktan uzak bir yalnızlık içindedir Frank. Ne var ki, daha yüceliyor, daha erişilmez oluyor böyle olunca. Kahramanlık, yalan, korkaklık! Bir ereğe ulaşmak için hiçbir insan yalnızlığı öne süremez, kullanamaz. Fakat, korkunç bir ileriyi görme sezgisi içinde, tertemizdir; kimseye leke sürmek istemediği için zorlanmıştır bu yalnızlığa. Akıllı kişiler de başkalarını kirletmekten çekinirler, ama onlar her şeyi pembe gösteren, büyülü gözlükler takar... Onlar için başkalarını kirletmek diye bir şey yoktur, incitmek diye bir şey bilmez onlar, durmadan kadın değiştirirler...

Milena

everything... is just fine !


-Üzülmeyin bay Kafka, her şey düzelecek.
-Her şey düzgün zaten.

H2O2 dedi ki...
Ben bunu gece görmeyeyim mümkünse.

for something to believe in

you talk too much

maybe that's your way
of breaking up the silence
that fills you up
but it doesn't sound the same
when no one's really listening

we stumble into
our lives
reach for a hand to hold
any wonder we need to find
a certain something certain


turn out the light
and what are you left with
open up my hands
and find out they're empty
press my face to the ground
I've got to find a reason
just scratching around
for something to believe in

değse de, değmese de


bazı kadınların içine

bazı adamlar

öyle bir işler ki;
"bütün"dürler...
.
.
O kadınlar
O adamları
hiç unutmazlar


tüm 'o adam'lara...

yeterince...


Sarhoş olmayı hep sevmeye karar verdim.
Sıradanlığı alıp götürüyordu,
Sıradanlıktan yeterince sık uzaklaşabilirsen
sıradan olmazdın belki
.
.
Charles Bukowski

içimdeki mavi kuşa fısıltı


yüreğimde çıkıp gitmek isteyen

mavi bir kuş var

ama ben onun için çok sertim

kal orda diyorum, kal

seni kimsenin görmesine izin

vermeyeceğim

(...)


charles bukowski

zaman, dalgınlığımdan yararlan ne olur

Gözlendiğinde, zaman hızlı ilerlemez.

Gözetim altında tutulduğunu hisseder.
Ama zaman,
bizim dalgınlıklarımızdan yararlanır.
Belki de iki zaman vardır;
gözlenilen zaman ve bizi değiştiren zaman...
Albert Camus

yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acılı çelişki...





















Oysa bizim bütün güzelliğimiz,
yaşantılarımızla düşündüklerimiz
arasındaki acıklı çelişkinin
yansımalarından ibaretti.

oğuz atay / tehlikeli oyunlar
nasıl aslına sadık kalınmasın ! minnak'a

benşuanhızlanmayaçalışıyorum


Hatırlamak için..... y....a....v....a....ş....l....a....r,
.
unutmak için hızlanırız.

Albert Camus

sinirimden gülüyorum



Sinirimden gülüyorum albayım.
Çünkü sinirlerim artık gülmek için kafamın neşelenmesini beklemiyor.
Bu karamsar beyinden bir kahkaha çıkmayacağı için, artık ben gülmüyorum, sinirlerim gülüyor.
Hepsi bağımsızlığını kazandı albayım, pardon, doktor.

Oğuz Atay / Tehlikeli Oyunlar

aslına sadık kalındı yine :) minnak'a...

ceketi çıkardıktan sonra mümkün mü tutunmak?


"...şimdi yanımda olsaydın,
bütün bu meseleleri tartışsaydık.
birçok meseleyi askıda bırakıp gittin.
beni bıraktın bu makinenin çarkları arasında.
ben de dişlilere ceketimi kaptırdım.
eteğimin ucundan bağlandım bu düzene.
ceketi çıkarmadan olmaz.
ceket çıkarma talimatı da verilmedi daha.
çıkar üstündekileri, kurtul bu düzenden.
olmaz selim çırılçıplak kalırım sonra.
tutunacak bir yer bulamam sonra."
oğuz atay

onlar... kuralları... ben, çıkabildim mi?

işte onların kanunları böyle.
bizimkilere benzeyebilir mi hiç?
şehrin duvarlarına sırayla üç kere ilan asıyorlar: sevginize dikkat!
dördüncü ilan ve sevgiyi kaldırıveriyorlar.
onlarla başa çıkılmaz turgut.
ben çıkabildim mi?
bilincin uyarmasın seni.
dikkat et turgutçuğum,
bu güzel hayalleri, şekilleri kaybetmesin bilincin.
kurtar kendini onun baskısından.
rüyadan gerçeğe geçmenin acılarını yaşama.
.
.
ne olur turgut uyanma sakın.
ne olur uyanma..
ne olur..
ne olur..
silme..
.
oğuz atay

anladım, anlamadın...


Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
okuyarak, dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım...
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalın ayak koştuğunu anladım...
Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım…
Ağlayanı güldürebilmek,
ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım…
Bir insanı herhangi biri kırabilir,
ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım…
Fakat, hak edermiş sevilen
onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçleri terk ettiğinde anladım…
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım…
''Sana ihtiyacım var, gel! ''diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım…
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
“Git” dediklerinde gittiğimde anladım...
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,
her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
Özür dilemek değil,
''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım...
Ve gurur;
kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can Yücel

H2O2 dedi ki...
Yerine oturtumuşsun desem sanırım abartmış dahi olmam.
İsimsiz dedi ki...
Ve ben her defasında kahrolsam...

yok yok, biz yine de yapamayız 'çok' sevmeden


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…


Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın, ucundan tutarak…

Can Yücel

nil dedi ki...
ne geldiyse başımıza ucundan tutamadığımızdan geldi..
gökkuşağı, yıldız, su onları sahiplenmekle de bitmiyor iş kosakoca dolmuş durağının yeri değiştiğinde bile benden bir şey koparıyorlar hissine kapılıyorum, karşımdaki eczane kapandığında mesela, benim sahip olduğum manzarayı elimden alıyorlar...

kokuşmuş dünyanın korkakları

güneşin yüzü denli muhteşemdir boğalar
ve bayat kalabalıklar için öldürseler de onları,
boğadır ateşi yakan,
her ne kadar korkak boğalar da varsa da

korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,

genel olarak boğa saftır
ve saf ölür
sembollerden, hiziplerden ya da sahte aşklardan uzak


ve onu sürükleyip götürdüklerinde
ölen bir şey olmaz,
bir şey geçmiştir
ve neticede kokuşmuş olan

dünyanın kendisidir.

charles bukowski

minnak, bunu çok seveceğini biliyorum !...

nil dedi ki...
bayıldım!
kokuşmuş olan dünya, değil mi? bazen biziz ve ayak uydurmak zorundaymışız gibi hissediyorum...

hâlâ mı bitmez, ilk ısırığın cezası ?


tüm nefretiyle dediğim dedik,
sallayıp şişman, terli kollarını
canın cehenneme diye yırtınıp
yırtınıp kira kira diye
çünkü yamuk yapmıştı dünya
ikimize de.

charles bukowski

bize yalan söylemişler


karanlık boştur;
kahramanlarımızın çoğu
yanılmışlar !
.
charles bukowski

nil dedi ki...
kahraman seçerken biz yanılmışız!
nil dedi ki...
kahramanlardan değil bu yanılma, öyle bir olgu yokmuş,
kahraman seçilmemeliymiş, herkes "o" "bu" "şu" olarak girmeli dünyamıza
ve öyle kalmalıymış..

öğleden sonra 2 birası

hiçbir şeyin önemi yok sızdıran bir lavabodan başka,
boş şişeden,
keyiften,
kıstırılmış
bıçaklanmış ve tıraş edilmiş gençlikten başka,
kendisine sözcükler öğretilip
ölsün diye
arkası yastıkla desteklenmiş
gençlikten başka.
charles bukowski

nil dedi ki...
tahtalar batıyor, yumuşak bir yastık hissi yerine...

hayat, ölümle vardır























hayat içindeki boşluklar,
bekleyişler, durmalar,
haddizatında boş değildirler.
en az hareketler kadar
doludurlar. ne yazık ki
herkes acele içinde. mesela
durakta bekleyenler bile
durmakta oldukları halde
aceleyle duruyorlar. durmak
bile aceleyle yapılabiliyor.
aslında bekleyişler en
acele, gelmeyişler en
sabırsız. aslında yürümek,
hareket etmek, bir şeyler
yapmak, yemek yemek
aceleyi, telaşı azaltıyor.
durmak en hızlısı, en
yorucusu. keşke
boşlukları istenilen
mânâda boş
bırakılabilsek. aslında
boşluklar varoluşa imkân
tanırlar. sizinle benim bile
ayrı ayrı varoluşumuz
aramızdaki boşluktur. resim
yapanlar bilirler, boşluğa
hakim olamazsanız,
boşluğun arasından kendini
gösterecek form asla
görünmez. notalar,
aralarındaki boşluklar
nedeniyle müzikal bir
kaliteye ulaşırlar. yoksa
curcuna olurdu
duyduğumuz. kalp
atışlarımızın, soluk alış
verişimizin sıhhatli olması
için aralarında boşluklar
olmalıdır. bizi yaşıyor kılan
da ölecek olmamızdır. hayat,

ölümle vardır.

cem mumcu - makber
aslına sadık kalınarak (9867645).... minnak'a....

let bygones be bygones




.
.
.
.
.
.
.

Review the sorrows, review the past
Review the wisdom that never lasts

Review the longings, review
the songs we
used to sing
The lovely mornings, the mournful sighs of spring


I will go on
I will be strong for you
Let bygones be bygones,
bygones be
bygones
I will go on

I will be strong for you
Protect what was there
By leaving a tear in this room of emancipation

.
Rebuild
my mind, the house of lost illusions
To purify the shrine of distorted confessions

Rebuild
my soul, preserving the good intentions
In this room where I save myself alone
I will go on
I will be strong for you
Let bygones be bygones,

bygones be bygones
I will go onIy will be strong for you
Protect what was there
By leaving a tear in this room of emancipation...

.
dadafon / bygones
aslına sadık kalınarak... minnak'a...

canımı acıtan şarkılardan



sevdim sandım

sevildim sanırdım

sonra uyandım

sonunda ben anladım

.

ayrı kaldım

ayıldım bayıldım

sonra uyandım

sonunda ben anladım

.

öyle yürekten seviyorsan

aklı baŞından atacakSın

kimi yanında arıyorsan

önce içinde bulacaksın

.

aklım nerde

kaçırdım seninle

sorma ne halde

sorulmaz bu kimseye

nil dedi ki...
aranızdan çıkmadı bir adam
yolunuza ermedi hiç kafam
kaçamadımo da benim(bizim) hatam(ız)

boynumun değeri



Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse d.....................................değerlendiremez





Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek





İki adım daha atmıyoruz biZi tutuyorlar





Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar





Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna d.................................................diziyorlar



Bütün kara parçalarında



..........................................Afrika dahil
cemal süreya
nil dedi ki...
sayın Tanrıya göre seninle yatmak günah, daha neler...
cemal süreya

mutluluğun somut hali (1)


silahlarımızı kuşandık, güçlüyüz !


en BÜYÜK silah;
.
umut etmek !
.
murathan mungan
nil dedi ki...
maalesef;
umut ciddi bir meseledir. Umut tehlikelidir. Elif Şafak / Şehrin Aynaları
esRa dedi ki...
umut kötülüklerin anası be yavrum

en güzel teklif


önümde bir karanlık yol
benimle yürür müsün?
zemini meçhul bir yol
yanımda yürür müsün?
.
gönlümün aŞk parçası...
(bu nasıl güzel bir tanımdır!)

bu sefer, bana yazıldı

İçimde çırpınıp duran bir sürü sözcük var, ağzındaki kancadan kurtulmaya çalışan balıklar gibiler kıpır kıpır...
Zamanla geçecek demiştim ya sana, aslında zamanla geçen sensin, sen geçip gidiyorsun bir yerlere sen olmadan, kendini olmak istediğin bir yerlere bırakarak, yeni senler gidiyor farklı zamanlara... Bu nedenle yıllar ne kadar çabuk geçti derken aslında bizsizliğe olan isyanımızı dile getiriyoruz farkında olmadan... Uzun zaman dalıp gittiğini görenler anlamalılar ki sen mutlu olduğunu sandığın yerlerdesin, seni tutup dünyaya indirmek istiyoruz çünkü korkuyoruz sensiz kalmaktan, hep orda kalmandan korkuyoruz, seni eksiltenlerin dalıp gittiği yerlerde olamama korkundan; sevdiklerinin daldıkları yerleri bulmak için gezindiğin karanlıklardan korkuyoruz.

Her gelen senden eksiltiyor bir şeyler, tanıştığın her yeni insana içinden bir şeyler sunuyorsun verdiklerini fazla almak umuduyla... O gidenin artmasının mümkün olmadığını anlayınca geri istiyorsun, vermiyor... Eksiliyorsun... Bir daha asla diyorsun ama yine yapıyorsun, bu kez başka diye kendini kandırıyorsun... Hep ama hep eksiliyorsun... Aslında istediğin, istediğimiz bu değil, olması gereken de bu değil..

Olması gereken; “ipekten çığlıklarını” duyabilecek birini bulabilmen...

Sessiz, sen dolu çığlıklar... Ancak “o” nun duyabileceği çığlıklar...

Ona bir şey vermene gerek yok; o, içinin yaralı parçalarından umutlarından sevgilerinden nefretlerinden beğendiklerinden kısacası senden, hem enkazından hem de evinin çiçekli balkonundan seni duyabilen biri olacak. Ve sen eksiklerini tamamlamakla bir daha uğraşmayacaksın...

Sular sulara düşecek, eksiklerine, eksiltenlere bir bir güleceksin...

Sular sulara düşecek,

Sular sulara...

Sular... Düşecek... Eminim Leyla , eminim..!


Benan Merdanoglu

ç

Canım arkadaşım benim,
Biliyorum... Sular, sulara düşecek.


Yalnızca bazen, unutur gibi oluyorum. İyi ki yanımdakiler, sevdiklerim, benden eksiltmeyenler, beni fazlalaştıranlar bana anımsatıyor bunu.
Sular sulara düşecek Benancım, sularımız birleşecek, kocaman göller, denizler, okyanuslar yaratacağız hatta!


Mutlu olduğumu sandığım yerleri düşlerken ben, gözlerim uzaklara dalmışken -ki aslında uzaklar değil onlar, en yakınım; en yakınıma dalıyor gözlerim- beni tutup, bacaklarımdan aşağı çekip bu dünyada tutmaya çalışmadığın için teşekkürler !
Sayende, en azından 1 dakilalığına, olmak istediğim yerde olabilmenin özgürlüğünü yaşıyorum...

Zaman akıp giderken, farklı yerlere, farklı ben'ler bırakırken ben, beni bulduğun için teşekkürler...

Seni seviyorum güzel arkadaşım
Leyla

bazen... kendini küçük hissedersin





Ufaldın, ufaldın, ufaldın karanlıkta

Zavallı ozanım, ateşböceğim benim!

.

Oktay Rifat

ben...sen...(1)



Ben kafes,

Sen sarmaşık;

Dolan dolanabildiğin kadar !

Oktay Rifat

15 saatliğine paralel evrene yolculuk

6 Eylül 2007 öğleni 15.30'da başlayan 12 fimlik sinema maratonu 7 Eylül 2007 sabahı 06.30'da son buldu.


Eternal Sunshine of The Spotless Mind ile başlayan silsilede 8 filmin sonunu getirebildik. Saatlerce televizyonun başından kalkmayan ve sayıları 5'in altına düşmemek üzere 7'ye kadar çıkan insanlar, bu dünyadan olmadıklarını kanıtlamak istercesine diğerlerinin gerçekliği reddettiler.


Yapay (!) gerçeklikte en derin aşklardan, uçuk hayalgücüne, makineleşmeye, hayatın anlamına, düzenin yıkıcılığına dalıp çıktık. Zaten Kelebekler Vadisi'nden dönmenin burukluğunu en sarsıcı biçimde hissetmeye devam eden 5 kafadar, The Beach'le derin bir sessizliğe gömüldü. "Paralel evren"in varlığına inanmak istedi, varoluşun hiçliğinde kaybolmanın olasılığıyla korkuya kapıldı.


Biz, beyinlerinde son birkaç yıldır derin endişeler, çelişkiler ve korkular ama bunun yanı sıra küçük ama büyük hayaller, en saf mutluluklar, dürüstlük ve içtenlik ve gerçek duygular barındıran 5 kişiydik. Yaratmak istediğimiz, yaşamak istediğimiz dünyanın önündeki engellerle bir müddet yüzleşmek istemedik, her şeyi, engelleri, korkuları, "onlar"ı, canımızı acıtan her şeyi 15 saatliğine rafa kaldırdık ve ait olduğumuza inandığımız paralel evrenin hayalini yaşamayı tercih ettik.


Vadiye dönmek istiyoruz, kendi dünyamızı yaratmak istiyoruz, içimizdeki beyazlığı "onlar"a rağmen korumak istiyoruz. Maskelerimiz yok, isimlerimiz yok, unvanlarımız yok, yalnızca biz'iz... Yalnızca hayallerimiz var. Belki dünyayı dolaşmayı, belki bir küçük sahaf dükkanı, belki bir sushici açmayı hayal ederek öze dönme umudunu taşıyoruz =) Onlar'a ve bu dünyanın sahteliğine karşı kendimize, benliğimize sadık kalmaya çalışıyoruz.


İyi varsınız deliler... Dahi yönetmenlerin yarattığı hayal dünyasında 15 saatin sonrasında, en tatlı uykular için daha nice gecelere =)

blueness

nil dedi ki...
"yok"tum ama "var"dım...
H2O2 dedi ki...
Ton balıklı sandviçleri unutmayalım. Lezizdi leziz.