
16 Şubat 2009 Pazartesi
6 Mayıs 2008 Salı
mayıs sıkıntısı
ama her şey
öyle garip bir dengede ki,
kıldan ince sicim üzerinde yürüyen cambaz gibi,
her şeyi bir arada tutmaya çalışıyorum.
zor,
ya sol elimdekini düşürür gibi oluyorum,
ya sağ...
ya da kendi dengemi yitiriyorum.
aşağı bakamıyorum
çünkü belirsizlik korkutucu.
.
her şey,
bir üflesem dağılacak gibi,
sanki o'na bir üflesem,
tuzla buz olacak
paraşüt çiçeği misali...
9 Mart 2008 Pazar
her şey siyah! dış etkenler, bir kere daha okudunuz canıma
deli gibi aşık olduğum,
en çok istediğim adamla beraberken,
nasıl oluyor da kendimi
dünyanın en yalnız kadını gibi hissediyorum?
korkunç!
6 Mart 2008 Perşembe
senin, orada oldugunu bilerek...

telefona baktım.
"ne bakıyorsun ters ters" dedi telefon.
"bugün ben yokken hiç aradı mı" dedim.
"aramadı" dedi.
"iyi" dedim.
"hem senin cep telefonun var, arasa oradan arar" dedi.
"haklısın ama" dedim,
"nedense beni evden de arasın, evde olmadığımı bile bile arasın, sonra cep telefonumdan arasın, evden aradım bulamadım desin, evden aradım bulamadım derken, o ev lafını evimiz gibi bir vurguyla söylesin, benim içim ısınsın, sanki o benim kadınımmış sanayım, aldanmış olmama boşvereyim, hayal ettiğimi gerçek sanayım, mesela bana kaçta geliyorsun desin, mesela falanca saatte diyeyim, o saate kadar saniyeleri sayayım, saniyeler benim sabırsızlığımı saysın, mesela ona; saatimi sattığım parayla bir demet sarı gül alayım, o bana saatini neden sattın demesin, eylül rengi gözleriyle baksın, gülün sarısı gözlerinde yankılansın, gözleri öpüşlerimde kapansın, mesela kahverengi kahverengi sevişelim, eflatun eflatun kanayalım, mavi mavi konuşalım, mesela gelirken rakı getir desin, buz var mı acaba diye de mırıldanarak düşünsün, üşüsün, acıksın, ağlasın; ısıtayım, doyurayım, güldüreyim, mesela ellerine bir çaresizlik gibi döküleyim, onun için ekmek parası kazanayım, çaresizliklerimdeki bütün şimdiki zamanları öldürsün, mesela alnımı öpsün, dudaklarımdaki bütün aşk cümlelerini çürütsün, ben yeni cümleler kurayım, kuramazsam da götürüp beni dar-ül aceze`ye bağışlasın..."
ugur özakıncı
29 Şubat 2008 Cuma
"S"
bir ruh yakıştıramıyorum bu bedene
YürüyorumYolumu kesen bir yaşlı kadın
Ellerindeki çiçekleri bana uzatıyor
Gülümsüyorum kibarca, “Teşekkür ederim, istemiyorum...”
“Allah sahibine bağışlasın” diyor
Tepem atıyor
Hâlbuki lafın gelişi
Yüz adım daha atıyorum
Bir banka oturuyorum
Yanımda bir yaşlı kadın
“Pek de güzelsin, Allah sahibine bağışlasın”
Somurtuyorum
Kalkıyorum sinirlenerek
Nedir yaşlı kadınlarla alıp veremediğim diye soruyorum kendime
Evet, yaşlanma fobim olabilir ama bununla bir ilgisi yok
Sinirleniyorum...
Ne demek “sahibine bağışlasın”!
Bıdı bıdı feminist bir yazı karalamak da değil amacım
Ben daha kendime bile sahip çıkamazken, neden başkası bana sahip çıksın?
Ya da kendimi bulmaya çalışıyorken niye bir sahibim olsun?
Tüm uğraşım kendi kendime ait olabilmeyi başarmakken,
Attığım her adım biraz daha bağımsız olabilmek adınayken
En sevdiğimi bile, onun mutluluğu için bırakabiliyorken
Neyin, kimin sahibi?
Ben kendi savaşımdayken, niye sahip çıkmıyor bu sahibim bana!
Teyzeler, size sesleniyorum: Bir sahip aranıyorsa eğer, o da yine benim!
Kim en başından beri yanımda ki benim, kim tüm gelgitlerime rağmen başından sonuna kadar benim yanımda? Yine ben...
Aidiyet yoksunluğu büyütüyorum içimde
Hiçbir yere ya da hiç kimseye ait hissetmiyorum kendimi
Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne aileme
Yalnız ben varım, en başından beri
İçimden bazı parçalar birilerine ait yalnızca
Bir parçam deli gibi aşık olduğum adama...
Bir parçam dostuma...
Ama bütünün sahibi yine benim!
Görmediğim bir varlık da değil...
Tepemin tasını attırmasınlar benim :)
Daha küçücükken öğrendim, en sevdiğim oyuncakları, en sevdiğim arkadaşlarıma vermeyi... Düşündüm ki, en sevdiğim oyuncaklarımdan ayrılmak beni olgunlaştırır, büyürüm zamanla. Hem, onlaron mutluluğu için en sevdiğim şeylerden vazgeçmeye değerdi...
Yıllar geçti, bir şey değişmedi, hâlâ aynı miniğim...
kaçmak istediğim sen değilsin, kafam !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






